Birikici Örselenme Ne Anlama Gelir?
Ekim 2, 2014
Kronik Cimrilik
Ekim 18, 2014
Kucaklayıcı Çevre Kavramı Sağaltım Sürecine Nasıl Katkı Sağlar?

Yoğun psikoterapiye başlamadan önce hasta ile terapistin, terapinin amaçları, yöntemi, her katılımcının rolü ve sorumlulukları ve bu sorumlulukların sınırları konularında anlaşmaları önemlidir. Güdülenmeleri iyi olan ve benlikleri az hasar görmüş kişiler bu ilkeleri anlamada ve kabul etmede çok az güçlük yaşarlar. Diğer kişiler (özellikle sınır kişiler) daha açık yönlendirmelere ve daha sağlam bir başlangıç anlaşmasının yapılmasına gereksinim duyarlar. Böyle bir anlaşmanın iki bileşeni vardır. Birincisi, hem hasta hem de terapist için her psikanalitik psikoterapinin ayrılmaz parçaları olan sorumlulukları (örneğin: zaman çizelgesi, ödeme ve açık iletişim) içerir. İkinci bileşen, her hastanın kendi psikopatolojisinden (örneğin: kendine zarar verme, anoreksi, seanslara düzensiz gelme) kaynaklanan özel konuları içerir. Anlaşmanın temel amacı, terapistin teknik yansızlığını güvenceye almak ve keşfe olanak veren ruhsal dizge içi çalışmayı hastanın davranışsal saldırılarından (ayartıcı ya da saldırgan) korumaktır. Bu, terapötik çerçeveyi tanımlar ve onun sınırlarını korumak için gerekli en az kısıtlayıcı koşulların taslağını çizer. Anlaşma aynı zamanda hastayı sağaltımı sabote edici olası örüntülerine dikkat etmesi için uyarır ve terapistin ilk anlaşmadan sapma doğrultusundaki kendi eğilimlerini gözlemesi için bir dayanak noktası sağlar. Anlaşmanın sağlanmasıyla hastanın terapiyi bırakma olasılığı azaltılmış olur. Katı görünmesine karşın anlaşma hastanın yoğun ruhsal yaşamını baskılamayı hedeflemez, bu yoğunluğun güvenli bir biçimde açılıp gelişmesine izin verir. ilk anlaşmanın şu üç yönü de akılda tutulmalıdır:

(1) Anlaşma sadece tek yanlı bir duyuru değil, hasta iIe terapist arasındaki işbirliğine dayalı çabanın sonucudur. Terapist sadece her iki taraftan da beklenen rolleri ve sorumlulukları açıkça belirtmekle yetinmemeli, hastanın söylenenden ne anladığını ve nasıl tepki verdiğini de dikkatlice değerlendirmelidir. Hasta duymayı reddedebilir, sıkılmış gibi davranabilir ya da söylenenleri kabaca yadsıyabilir. Genelde, hastalar söylenenleri duymuş görünürler ancak ima ettikleri hakkında düşünmezler. Kabul etme gönüllülüğü, kişinin kendi koşullarını belirterek açıkça reddetmesinden “evet ama” türü bir yanıta uzanan bir yelpaze üzerinde yer alır. Psikoterapist, hastanın yanıtının sağaltıma başlamak için yeterli olup olmadığına karar vermeli ya da anlaşmaya açık ya da örtük karşı çıkışı daha fazla araştırmalıdır.

(2) Anlaşma, terapistin değil sağaltımın gerekli koşullarını belirtir. Bunu anlayamayan hasta terapistinin kendisiyle kapris yaparak ilgilendiğini düşünebilir. Bunu anlamayan bir terapist hastanın karşı çıkışları karşısında anlaşmanın bazı kısımlarından (örneğin, seansların gerekli sıklığı) vazgeçmeye yatkın olur ya da terapist hastanın karşı çıkışlarını göz ardı edebilir, yüzleştirmekten kaçınabilir ve başarısız sağaltımın habercisi olan bir yalancı anlaşma yapabilir.

(3) Anlaşmanın başvuru metni olarak değeri sağaltım boyunca, ileri aşamalarda bile sürer. Sınır hastaların sağaltımında anlaşma temelli bir yaklaşımı ayrıntılı olarak tanımlamış olan Yeomans ve ark. (1992), bu şekilde çalışan terapistin, sağaltım anlaşmasına tekrar tekrar dönmesini vurgulamışlardır. “Hastanın anlaşma maddelerinin birinden saptığına ilişkin bir kanıt belirdiğinde, terapist buna odaklanır ve hastaya sağaltımın gereklerini hatırlatır. Önemsemezlik etmez ya da zamana bırakmaz, tersine bunun önemli bir nokta olduğunu belirtir” (s. 178).

Ağır Kişilik Bozukluklarının Tanı ve Sağaltımı İçin Başvuru Kitabı – Salman AKHTAR